21 May 2026

“Ak Saçlılarımız Gençlerle Buluşuyor” Etkinliğinde Darbelerin Sosyolojisi Ele Alındı

Üniversitemizde, “Kırıkkale 2053 Geçmişimiz Geleceğimize Işık Tutuyor” etkinlikleri kapsamında düzenlenen “Ak Saçlılarımız Gençlerle Buluşuyor” programının 11’incisi gerçekleştirildi.

Mavi Salon’da gerçekleştirilen etkinliğe, Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Erol Yılmaz ve Sağlık Bilimleri Fakültemiz Dekanı Prof. Dr. Yurdagül Erdem, Meslek Yüksekokulları Koordinatörü ve Kırıkkale Meslek Yüksekokulumuz Müdürü Prof. Dr. Özgür Selvi ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulumuz Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Murat Gökgöz ile akademik ve idari personelimiz ile öğrencilerimiz katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan program, Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Erol Yılmaz’ın açılış konuşması ile devam etti. Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Erol Yılmaz, “Üniversitemizin çok değerli akademik ve idari personeli, kıymetli takım arkadaşlarım ve sevgili öğrenciler; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bugün burada bulunmamıza vesile olan faaliyet, 15 Mart 2022 tarihinde gerçekleştirdiğimiz Kırıkkale 2053 Arama Konferansı’nın önemli çıktılarından biridir. Bu konferansta hedeflediğimiz yüzlerce çıktı arasında, gençlerimizi alanında uzman isimlerle bir araya getirerek deneyim paylaşımı sağlamak da yer alıyordu. Hamdi Gökçe Zabunoğlu Hocamızın koordinasyonunda bugün 11’incisini gerçekleştirdiğimiz Aksaçlı Buluşmaları’nı başarıyla sürdürüyoruz. Bugüne kadar tıptan eğitime, yönetimden farklı toplumsal konulara kadar pek çok başlığı ele aldık. Şehrimizin Aksaçlılarının yanı sıra farklı şehirlerden misafir ettiğimiz değerli isimlerle on ayrı program gerçekleştirdik. Ancak bugün ele aldığımız ‘darbeler’ konusu, uzmanlık alanımız ne olursa olsun, Türkiye’de yaşayan ve bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olan herkes için ortak bir meseledir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar kalması adına üzerinde hassasiyetle durmamız gereken bazı temel konular vardır. Aile ve çocuklarımızın eğitimi bu konuların başında gelmektedir. Darbeler ise başından sonuna kadar olumsuzluk barındıran, ülkemize ağır bedeller ödeten konulardan biridir. 1960 darbesini yaşamadım; ancak ne acıdır ki bir başbakan ve iki bakanın idam edilmesine sebep olan bu kara leke, çocukluğumuz ve gençliğimiz boyunca ‘27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı’ olarak kutlandı. Oysa tarih, bu olayı bir başbakan ve iki bakanın asıldığı acı bir süreç olarak kaydetmiştir. 1980 darbesinde ise 14 yaşındaydım. O dönemde kardeşin kardeşe düşman edildiği, toplumun derin ayrışmalara sürüklendiği günlere tanıklık ettik. Darbeyi gerçekleştiren zihniyetin kullandığı “Bir sağdan, bir soldan astık” ifadesi hafızalardan silinmedi. Henüz 18 yaşına gelmemiş gençlerin yaşları büyütülerek idam edildiği bir dönem yaşandı bu ülkede. Sizler bugün 18-19-20 yaşlarındasınız; empati kurmaya çalışın. O çocukların annelerini, babalarını, kardeşlerini düşünün. Bugün özellikle 15 Temmuz Gazisi Sayın Ercan Şen’i misafir ediyor olmamız çok anlamlıdır. Çünkü 15 Temmuz’da yaşananlar yalnızca bir darbe girişimi değil, aynı zamanda bir işgal girişimiydi. Ülkemizin bağımsızlığına ve geleceğine kasteden hain bir planla karşı karşıya kaldık. 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’nda yaklaşık dört ay uzman olarak görev yaptım. Bu süreçte önceki dönemin Genelkurmay Başkanlarını, gazetecilerini ve birçok önemli ismi dinleme fırsatı bulduk. O dönemde yaşananların boyutu gerçekten ürkütücüydü. Devletin en kritik makamlarının bile dinlendiği, kurumların içine kadar sızılmış bir yapıdan söz ediyoruz. Kıymetli misafirimiz Ercan Şen de o gece yurt dışından döndükten sadece birkaç saat sonra Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde milletimizle birlikte mücadeleye katılmıştır. İnşallah yaşadıklarını ve o gecenin atmosferini kendisinden dinleme fırsatı bulacağız. Alanınız, mesleğiniz, unvanınız ne olursa olsun bazı konular vardır ki hayatımızın ve ajandamızın en üst sıralarında yer almak zorundadır. Ülkemizin birlik ve beraberliği de bunların başında gelmektedir. Bizim kültürümüzde misafir kıymetlidir. Bu vesileyle değerli misafirimiz 15 Temmuz Gazisi Sayın Ercan Şen’e ve kıymetli eşine 'hoş geldiniz' diyor, katılımlarınız için hepinize teşekkür ediyorum.” diye konuştu.



Darbelerin Küresel ve Tarihsel Arka Planı

Türkiye’de darbelerin yalnızca iç siyasi gelişmelerle açıklanamayacağını, askeri müdahalelerin küresel güç mücadeleleriyle bağlantılı olduğunu ifade ederek konuşmasına başlayan Ercan Şen, “Askeri darbeleri yalnızca ülke içindeki siyasi gelişmelerle açıklamak yeterli değildir. Kronolojik ve jeopolitik açıdan baktığımızda, küresel güç mücadelelerinin darbeler üzerinde belirleyici etkileri olduğunu görüyoruz. Özellikle Soğuk Savaş döneminde Ortadoğu ve Latin Amerika, ABD ile SSCB arasındaki mücadelenin merkez alanlarından biri haline gelmiştir. 1952’de Mısır’da Hür Subaylar Hareketi yönetime el koymuş, 1953’te İran’da CIA destekli Ajax Operasyonu ile Musaddık devrilmiş, 1954’te Guatemala’da ABD destekli bir darbe gerçekleştirilmiştir. Irak, Brezilya, Endonezya, Şili, Arjantin ve Türkiye gibi birçok ülkede de benzer müdahaleler yaşanmıştır. Türkiye’de 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 müdahaleleri ‘emir-komuta’ zinciri içerisinde gerçekleştirilmiştir. Soğuk Savaş sonrasında ise darbelerin ağırlıklı olarak Afrika kıtasında yoğunlaştığını görüyoruz. Mali, Nijer, Gabon, Burkina Faso ve Gine gibi ülkelerde darbeler yaşanmıştır. Türkiye’de ise 28 Şubat süreci, 27 Nisan e-muhtırası ve 15 Temmuz darbe girişimi, askeri müdahale geleneğinin devamı niteliğindedir. Afrika’daki darbelerin artışı da değişen küresel güç dengeleriyle ilişkilidir. SSCB’nin yıkılmasının ardından ABD, Fransa, Çin, Türkiye ve İsrail bölgede etkili olmaya çalışmıştır. II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan dünya düzeninde Türkiye, Batı eksenine yönelmiştir. Türkiye, San Francisco Konferansı’na katılmış, ardından Birleşmiş Milletler’in kuruluş sürecinde yer almış ve NATO’ya üye olmuştur. Sovyet tehdidine karşı Truman Doktrini ve Marshall Yardımı kapsamında ABD ile yakın ilişkiler geliştirilmiştir. Bu süreçte Türkiye ekonomik ve askerî açıdan Amerika’ya bağımlı hale gelmiştir. Dönemin siyasi elitleri de büyük ölçüde aynı dış politika perspektifinde birleşmiştir. ABD’nin Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren Anadolu’daki misyoner okulları aracılığıyla etkisini artırdığını görüyoruz. Protestan Evanjelik misyonerlerin açtığı okullarda dini propaganda faaliyetleri yürütülmüştür. Türkiye ile ABD ilişkileri ise II. Dünya Savaşı sonrasında daha da güçlenmiştir. Demokrat Parti döneminde Adnan Menderes kalkınma hamleleri için Batı’dan destek aramış ancak yeterli finansmanı bulamayınca Sovyetler Birliği ile ilişkileri geliştirmeye yönelmiştir. 1960 yılında Türkiye ile SSCB arasında karşılıklı ziyaret planları açıklanmış, bu gelişmeden kısa süre sonra ise 27 Mayıs Darbesi gerçekleşmiştir. Birçok gazeteci, diplomat ve bürokrat, 27 Mayıs Darbesi’nin arkasında ABD etkisi bulunduğunu dile getirmiştir. Yassıada yargılamalarında CIA’nın bazı istihbarat görevlilerine maaş ödediği de ortaya çıkmıştır. Darbe sonrasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yapısında önemli değişiklikler yapılmıştır. 27 Mayıs ile başlayan darbe geleneği, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan ve 15 Temmuz süreçleriyle devam etmiştir. Özel Harp Dairesi’nin faaliyetleri de bu süreçte dikkat çekicidir. 1970’li yıllarda Türkiye’de yaşanan sağ-sol çatışmaları, provokasyonlar ve faili karanlık olaylar toplumsal kaos oluşturmuştur. Aynı silahların farklı grupların elinde bulunması dikkat çekicidir. Özel Harp Dairesi NATO kapsamında kurulmuş ancak zaman içerisinde iç siyasette etkili hale gelmiştir. Dönemin Başbakanları Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel de bu yapıya ilişkin çeşitli açıklamalar yapmıştır. 15 Temmuz öncesinde yaşanan bombalı saldırılar, Atatürk Havalimanı saldırısı ve güvenlik kurumlarının farklı gündemlerle meşgul edilmesi de dikkat çekicidir. Bunlar örtülü operasyonların göstergeleri olarak değerlendirilmektedir. 27 Nisan e-muhtırasına hükümetin direnç göstermesi, darbe zihniyetine karşı önemli bir kırılma noktası olmuştur. 15 Temmuz’da ise halk ve milli güvenlik güçleri darbeye doğrudan karşı çıkmıştır. Soğuk Savaş döneminde ABD’nin uyguladığı ‘Yeşil Kuşak’ politikasıyla Sovyetler Birliği çevrelenmek istenmiştir. Pakistan, Afganistan ve Türkiye bu stratejide önemli ülkeler olarak görülmüştür. İran Devrimi sonrasında ise ‘Ilımlı İslam’ politikaları öne çıkmıştır. Dinler arası diyalog, teostrateji ve teopolitik kavramları bu süreçte önem kazanmıştır. Vatikan, Evanjelik hareketler ve çeşitli dini yapılar üzerinden küresel stratejiler geliştirilmiştir.” şeklinde konuştu.


15 Temmuz, FETÖ ve Küresel Güç İlişkileri

15 Temmuz darbe girişimi, FETÖ yapılanması ve uluslararası güç dengelerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan ve Türkiye’nin milli birlik ve toplumsal bilinç içerisinde hareket etmesinin önemine dikkat çeken Ercan Şen, “ABD’de Evanjelik hareketlerin siyaset üzerinde ciddi etkileri bulunmaktadır. George Bush döneminde Irak işgali dini söylemlerle desteklenmiş, Kudüs’ün İsrail’in başkenti ilan edilmesi de teopolitik bir karar olarak değerlendirilmiştir. Evanjelikler İsrail’i desteklemekte; Armagedon inancı, Mesih beklentisi ve ‘vaat edilmiş topraklar’ anlayışı Amerikan dış politikasını etkileyebilmektedir. Türkiye ve Anadolu coğrafyası da bu ideolojik yaklaşımlar açısından önemli görülmektedir. Fethullah Gülen yapılanması da dinler arası diyalog süreciyle birlikte güç kazanmış, Vatikan ve ABD’de çeşitli çevrelerle ilişkiler geliştirmiştir. Örgüt, devletin emniyet, yargı, istihbarat ve askeri kurumlarında örgütlenmiştir. Bazı eski askerler ve istihbaratçılar, Fethullah Gülen’in Soğuk Savaş dönemindeki özel harp yapılanmalarıyla ilişkili olduğuna dair açıklamalarda bulunmuştur. Zamanla bu yapı devlet içinde bağımsız bir güç odağına dönüşmüştür. Örgüt, kendi mensuplarını ‘kutsiler’ anlayışıyla motive etmiş ve dini kavramları örgütsel sadakat için kullanmıştır. FETÖ yıllarca devlet içinde kadrolaşmıştır. 15 Temmuz gecesinde yaklaşık sekiz bin askeri personel, tanklar, savaş uçakları, helikopterler ve ağır silahlarla kanlı bir darbe girişiminde bulunmuştur. Ankara Gölbaşı Özel Harekât Dairesi, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Genelkurmay Başkanlığı, Boğaziçi Köprüsü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Çengelköy’de çok sayıda vatandaşımız şehit olmuştur. 15 Temmuz gecesi millet sokaklara çıkarak darbeye direnmiştir. Şehit Ömer Halisdemir’in müdahalesi darbenin kritik aşamalarından birini engellemiştir. Darbe girişiminin başarısız olmasıyla birlikte Türkiye yeni bir siyasi döneme girmiştir. ‘Dünya beşten büyüktür’ söylemi de mevcut dünya düzenine yönelik bir itirazı temsil etmektedir. Türkiye, 15 Temmuz sonrasında kendi siyasi iradesini daha güçlü şekilde ortaya koymuştur. Bugün FETÖ tamamen sona ermiş bir tehdit değildir. Örgüt dijital alanda, sosyal medya ve etki ağları üzerinden faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu nedenle akademinin, gençlerin ve toplumun bilinçli olması büyük önem taşımaktadır. Türkiye’nin milli birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmesi hayati bir gerekliliktir.” dedi.


Program, Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Erol Yılmaz’ın Ercan Şen’e ebru tablo takdim etmesi ile sona erdi.